Kürtlerin üç büyük talihsizliği | Yener Orkunoğlu anlatıyor

24.01.2026 medyascope.tv

24 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Suriye'de yaşananlar tekrar dünyanın gündemine Kürtleri taşıdı. Sadece Türkiye'de konuşulmuyor; dünyanın dört bir tarafında Kürtlerin durumu, Kürtlerin tarihi tekrar gündeme geliyor. Ve biz de bu konuyu araştırmacı yazar Yener Orkunoğlu ile konuşacağız. Yener, merhaba.
Yener Orkunoğlu: Merhabalar Ruşen, teşekkürler.

Ruşen Çakır: Seninle Kürtlerin üç büyük talihsizliğini konuşacağız ama önce şunu söyleyeyim, önce bir tebrik: ‘‘Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus’’ İletişim'den çıkan kitabın dördüncü baskısını yapmış. Tebrikler. Tam da bu konuların konuşulduğu bir kitap. İzleyicilerimize bunu hatırlatalım. Bir diğer husus da bilenler biliyor ama bilmeyenlere söyleyelim; sen Medyascope'a çok sık konuk oluyorsun, eksik olma ama kendin de YouTube'da siyaset, tarih, felsefe yayınları yapıyorsun. Bilmeyenlere de söyleyelim, YouTube'da seni ayrıca ben bölmeden, tek başına konuştuğun yayınlarını da izleyebilirler diyelim.
Yener Orkunoğlu: Tamam, sağ olasın. Teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Üç büyük talihsizlikten bahsedeceğiz ve biliyorum ki sen en çok coğrafyaya dikkat çekiyorsun, seninle yayından önce yaptığımız sohbetlerden hareketle. Coğrafya derken neyi kastediyorsun? Yani Kürtlerin coğrafyasından önce, coğrafya nasıl önemli bu ulusal meselelerde? Ona biraz girelim, ondan sonra Kürtler ve coğrafya üzerinden devam edelim.
Yener Orkunoğlu: Tamam. Fakat önce bu coğrafya meselesine değinmeden önce kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum. O da şu: Ben Orta Doğu Kürt tarihi uzmanı değilim. Zaten öyle uzmanlığı da takdir eden biri değilim çünkü uzmanlar sadece bir noktaya odaklanır ve resmin bütününü görmezler. Ben çeşitli konularda okuyan biri olarak bugün konuşuyorum. Çünkü kalkıp da demesinler "Uzman da işte filan", o şeyi duymak istemiyorum yorumlarda. Şimdi ikinci olarak beni ilgilendiren konulardan biri, Aristoteles'in ilginç bir sözü var; diyor ki: "Gerçek bilgi, nedenlerin bilgisidir." Dolayısıyla gerçek bilginin nedenleri bilinirse, nedenlerini bilebileceğimiz şeyleri değiştirebiliriz. Dolayısıyla Kürt hareketinin yaşamış olduğu sorunları anlayabilmek için ben üç tane neden belirledim. Bunlardan birisi coğrafyadır. Şimdi coğrafya konusunda ben Hegel'in ilginç bir görüşünü paylaşmak isterim burada. Hegel, dünya tarihi üzerine olan derslerinde genellikle dünya tarihini ele alır. Şimdi ben onu uzun uzadıya anlatacak durumda değilim, yalnız dünya coğrafyasını ele aldığında üç tip coğrafyadan bahseder: Dağlık bölgeler, ikincisi ovalar, üçüncüsü ise deniz kıyısı olan bölgeler. Şöyle bir saptama da yapıyor, diyor ki: "Dağlık bölgelerdeki toplumsal yapı aşiret yapısıdır. Aşiret yapısının olduğu yerde mülkiyet ilişkileri ve devlet kurumu fazla gelişmez." Bu son derece önemli bir şey çünkü bir parçalanmışlık durumu vardır. İkincisi diyor, ‘‘İkinci tip coğrafya ise ovalardır. Ovalar tarım alanlarının yapıldığı yerdir. Burada tarımcılıkla geçinilir. Dağların olduğu bölgede ise hayvancılıkla bir geçinim yapılır.’’ Yani aşiretlerin genellikle hayvancılıkla geçindiğini söyler. İkincisi dediğim gibi, ovalar ve ovalarda da tarım olur. Tarımın olduğu yerlerde de mülkiyet ve devlet kurumu gelişir. Ve çok ilginç bir şey söyler: "Uygarlıklar tarımın, ovaların olduğu büyük yerlerden çıkmıştır." Üçüncü coğrafya anlayışı da onun, ‘‘Denizlerin kıyısına ait olan ülkeler ve deniz kıyısına ait olan ülkeler genellikle özgürlüğe ve geniş görüşlere daha açık ülkelerdir. Denizleri bir sınır değil de aşılması gereken bir şey olarak görürler.’’ Bir de onun tabii bu iklim konusunda bir görüşü var, onu da söyledikten sonra ben Kürtlerin sorununa değinmek istiyorum. O da diyor ki: "Esas olarak üç tip iklim var: Çok sıcak, çok soğuk ve ılıman. Çok soğuk ve çok sıcak iklimlerde uygarlıklar oluşmaz. Ancak ılıman bölgelerde uygarlıklar oluşur." O yüzden de uygarlıkların genellikle nehir kenarlarında olduğuna dikkat çekiyor. Evet, yani coğrafyanın önemi var. Hegel der ki: "Coğrafya önemlidir son derece fakat abartmamak da lazım." Bir örnek verir; der ki mesela: "Anadolu'da antik Yunanlılar filozoflar çıkardılar ama aynı coğrafyada Türkler büyük bir filozof çıkaramadılar." Coğrafya önemli olmakla birlikte abartılmaması gerektiğine de dikkat çekiyor. Şimdi ben Kürtlerin üç talihsizliğini şöyle tanımlıyorum: Birincisi coğrafi koşullar diyelim, son derece önemli bir durum; coğrafi şanssızlık, talihsizlik diyorum. İkinci talihsizliği siyasal parçalanmışlık, üçüncüsü de sosyolojik kültürel yarılma konusu. Evet; coğrafi talihsizlik, siyasi parçalanmışlık ve üçüncüsü de sosyolojik ve kültürel yarılma. Ve ben bunların her birini üç nokta altında ele almak istiyorum. Önce dağlık yapısına değinmek istiyorum Kürtlerin yaşadığı. Şimdi Kürtlerin yaşadığı bölgeler sarp dağlıklarla çevrili olan bölgeler. Dolayısıyla bunlar son derece önemli bir olay. Bu neden önemli? Şu açıdan önemli: Çünkü böyle Kürt aşiretleri arasında büyük engeller, fiziki engeller çıkarıyor aşiretler arasında. Ve dağlık yapının en önemli özelliklerinden biri de merkezi bir yapılanmanın, merkezi bir devletin oluşmasına engel teşkil ettiği gibi ortak bir dil, ortak bir kültürün oluşmasını engellemiyor ama zorlaştırıyor. Yani bu konuda coğrafyanın ortak bir kültür ve ortak bir siyasi kimlik yaratmasını engelliyor coğrafi dağlık yapı.

Ruşen Çakır: Burada bir sözünü kesebilir miyim? Şimdi bu söylediğin dağlık olması, evet ortak bir şeyi engelliyor ama bir diğer taraftan onları korunaklı da kılmıyor mu? Ulaşılması güç olmaları daha böyle başka merkezi otoritelerin onlara müdahalesini zorlaştırıyor.
Yener Orkunoğlu: Evet, çok doğru. Şimdi bir taraftan coğrafya, o dağlık coğrafya onları korunaklı hale getiriyor, doğru. Çünkü dağlık bölgelere eskiden ordular fazla ulaşamıyorlardı. Fakat aynı zamanda o coğrafya bir coğrafi hapishane durumu da yaşatıyor; dünyayla ilişkilerini koparıyor. Dolayısıyla coğrafi yapının ikili konumu var: Hem bir koruma hem de coğrafi bir hapishaneye mahkum olma gibi bir konumu var. Şimdi tabii Kürtlerin önemli coğrafi şanssızlıklarından biri diyelim, talihsizliklerinden biri denize irtibatının olmaması. Bu son derece önemlidir çünkü eğer denizle ilişkileriniz yoksa dünya çapında alışveriş yapabilecek, ticari alışveriş yapabilecek konulardan da mahrum kalırsınız. Dolayısıyla böyle bir limana sahip olmamak Kürtlerin küresel düzeyde ticaret yollarına ve uluslararası siyasi mekanizmalara erişme konusunda zorluk yaratıyor. Yani denize çıkışın olmaması dış dünyayla Kürtlerin ilişkilerini zayıflatıyor diye söylenebilir. Üçüncü olarak da bu coğrafyanın yaratmış olduğu, Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın önemli talihsizliklerinden biri de jeopolitik bir kavşak olması. Neyi kastediyorum? Bu jeopolitik kavşak eskiden imparatorlukların savaş alanı olan bir bölgeydi. Orada mesela eskiden Osmanlı ile İran İmparatorluğu'nun kesiştiği noktada bulunuyor ve bölgeyi tarih boyunca merkezi yapmış olan tüm imparatorlukların savaş alanı olmuştu orası. Dolayısıyla bu stratejik konum yani jeopolitik kavşak, imparatorlukların güç mücadelesine sahne olmuştur. Bu jeopolitik konumu nedeniyle Kürtlerin mesela kendi düzenini kurmasına olanak tanımamıştı bu jeopolitik konum. Çünkü sürekli savaşlar olduğu için büyük güçlerin savaşları ve düzenli bir güç, büyük güçlerin mücadelelerine açık hale olduğu için orada daha önceden güçlü bir mekanizma yaratamamıştı diye düşünüyorum. Burası coğrafyayla ilgili bir bölüm.

Ruşen Çakır: Peki, istersen coğrafyayı tadında bırakalım. Çünkü çok daha başka hususlar da var. Mesela tarihe baktığımız zaman gördüğüm kadarıyla, sen daha vakıfsın konuya ama, Kürtler hep birtakım savaşlarda ya da önemli dönüm noktalarında geri planda kalmışlar. Yani geri plana itilmişler, söz hakkı pek tanınmamış kendilerine, değil mi? Mesela I. Dünya Savaşı sonrası öyle, II. Dünya Savaşı sonrası da öyle. Geçen biz Ümit Fırat'la konuştuk. Mahabad meselesi mesela, Mahabad'ın, İran'daki cumhuriyetin, Kürt cumhuriyetinin bir yıl bile sürmemesi tamamen II. Dünya Savaşı'ndaki Sovyetler Birliği'nin diğerleriyle yaptığı pazarlığın sonucu mesela.
Yener Orkunoğlu: Şimdi evet, ona değinelim. Şimdi Kürtlerin yaşamış olduğu bence önemli bir talihsizlik siyasal parçalanmışlıktır. Şimdi şöyle söyleyelim: Kürtlerin coğrafyası resmî olarak ikiye 1639 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşması ile bölündü ilk defa. Safevi ve Osmanlı imparatorlukları arasında bitmeyen savaşlar, yani bu savaşları bitirdi ama aynı zamanda Kürt aşiretleri ve toprakları iki alana bölünmüş oldu. Yani Kürtlerin ilk siyasi ve coğrafi bölünmesi ta 17. yüzyılda, 1639 yılında gerçekleştirildi. Tabii bu Kürt siyasi birliğinin önündeki ilk ve kalıcı engellerden birini oluşturmuştur; daha geçmişteki bu Kasr-ı Şirin Antlaşması. Fakat Kürtlerin parçalanması, asıl sorun 20. yüzyılda başladı. Şimdi bu parçalanmanın iki tane mimarı var diyelim, iki tane anlaşma: Birisi Sykes-Picot Antlaşması, ötekisi de Lozan Antlaşması. Şimdi Kürtlerin dört parçaya bölünmesi bir tesadüf değil. Bu bana göre esas olarak Dünya Savaşı sonrası şekillenen sömürgeci bir mühendislik sonucudur. Yani özellikle Fransızlar ve İngilizler gizli bir anlaşmayla, şimdi burada iki diplomatın yani birisi İngiliz birisi Fransız ve anlaşma da zaten bu iki diplomatın adını alıyor, bunlar gizli bir şekilde anlaşarak Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayıp Kürtleri genel olarak dört bölgeye bölmeyi tasarlıyorlar. Daha sonradan bu Sykes-Picot Antlaşması Kürtlerin parçalanmasının zeminini oluşturdu, Lozan da bunu mühürledi diyelim; böyle bir şey yaşandı. Yani şimdi o parçalanmanın tabii şöyle bir şeyi oldu: Sınırlar cetvelle çizildi. Son derece önemli. Bu sınırlar çizilirken bölgedeki etnik yapı, mezhepsel farklılık ve aşiret bağları dikkate alınmadı. Birdenbire insanlar farklı devletler içerisinde kendilerini buldular. Aynı aşiret ikiye bölündü, aynı kültür ikiye bölündü. Dolayısıyla dönemin küresel güçlerinin stratejik çıkarlarına uygun olarak yapay devletler kuruldu. Özellikle bu Irak, Suriye filan, bu kurulan devletlerin hepsi yapay devletler oldu. Dolayısıyla Kürtler, şöyle söyleyelim; devletsiz bir halk olarak 20. yüzyılda ortaya çıktı. Yani 60 milyon olduğu söyleniyor fakat bunların hiçbir devleti yok. Tabii bu sorun, yani Kürtlerin dört parçaya anlaşmayla bölünmüş olması ve daha sonra da Kürtlerin varlıklarının inkar edilmesi bugün Kürtlerin yaşadıkları olumsuz şeylerin nedenini oluşturuyor. Şimdi şöyle söyleyelim: Bu yapılan anlaşmalar, işte bu Sykes-Picot Antlaşması bunlar birbirine zıt olan grupları aynı sınırlar içerisinde hapsettiler. Mesela Irak'ta bir devlet kurdular ama burada Şiiler, Sünniler, Kürtler tek bir idari yapıyla birleştirildi. Tabii bu durumda eğer merkezi bir yapı olmazsa bunun bölünmesi çok doğal. Yani öyle bir yapısal devletler kurdular ki bunların kaos içerisinde olması, istikrarsız olması Fransa'nın ve özellikle İngiltere'nin işine geliyordu. Eğer bunlar istikrarsız olurlarsa petrolleri kendi ülkelerine çok kolay bir şekilde aktarabilirlerdi. Bu emperyalist ülkeler şunu düşündü: ‘‘Biz buraları istikrarsız hale getirelim, onlar kendileriyle uğraşırken biz petrolü alıp özellikle sanayimizi güçlü hale getirelim.’’ Böyle bir durum yaşandı. Şimdi son olarak bu Mahabad Cumhuriyeti'ne gelelim. Şimdi burada bir iki şey söylemek istiyorum. 1941 yılında İngiltere ile Rusya arasında bir ittifak var Hitler'e karşı. İran'ın Hitler'le iş birliği yapma olasılığına karşı İngiltere ve Rusya İran'ı işgal ediyorlar 1941 yılında. Tabii Hitler yenildikten sonra her iki ülke de İran'la anlaşma yapmaya çalışıyorlar. İngilizler bir petrol anlaşmasını yapıyorlar. O zamanın başbakanı, İran'daki başbakan Stalin'e, Sovyetler Birliği'ne de söz veriyor: "Evet, sizinle bir anlaşma yapacağız, petrol anlaşması yapacağız, siz de petrol alacaksınız." diyor. Fakat şimdi okuduğum bir kaynakta ilginç bir saptama var, o da diyor ki: "İranlılar diplomatik bir tuzak kurdular Sovyetlere." O da şu: Evet, söz verdiler "yapacağız" diye fakat Meclis’ten geçmedi bu karar. Dolayısıyla o söz veren başbakan, şöyle diyelim; Meclis’ten geçemeyeceğini bildiği halde o zaman Sovyetler Birliği'ne, Stalin'e söz veriyor petrol konusunda. Yani orada İran'ın da bir hileye başvurduğu söyleniyor bazı kaynaklarda. Şimdi tabii şöyle söyleyelim; 11 ay iktidarda kalıyor ve ilk defa Kürtlerin bir modern devlet kurmasının ilk girişimiydi bu. Fakat ne yazık ki jeopolitik güçlerin kurbanı haline geldiler. Tabii diyelim ki Rusya petrolden istediğini bekleyemediği için artık İran'a da destek olmadı ve kısa zamanda bu isyan bastırıldı ve o ilk kurulmuş olan Kürt devleti bu şekilde yok olmuş oldu.

Ruşen Çakır: Şimdi Suriye'de yaşanan da bunun günümüzdeki bir versiyonu aslında.
Yener Orkunoğlu: Tabii, evet. Çok doğru.

Ruşen Çakır: Batı'nın desteğiyle belli bir gücü almış ama sonra Batı desteğini kesince güçsüz olmuş, elindekileri kaybetmiş bir Kürt deneyimi var. Burada tabii bir de şöyle bir husus var, belki üçüncü talihsizlik diyelim; yani coğrafya, siyaset vesaire ama işin bir de sosyolojisi de var. Şimdi mesela Türkiye'de biliyorsun Kürt meselesini konuşmak istemeyenler, genellikle inkar edenler Kürt sorununu, Kürtlerin sorununun aslında feodalizm sorunu olduğunu söylerler. Yani "Kürt meselesi diye bir mesele yok, onların meselesi geri kalmışlık, feodalizm vesairedir" derler. Şimdi olay bu değil. Ama bunun da belli ölçülerde her ne kadar son dönemde eski yapılar, ilişkiler, sosyoloji çok değişmiş olsa da, mesela Türkiye'de öyle, Suriye'de öyle olduğunu görüyoruz; ama Irak'ta ve İran'da tam böyle mi emin değilim. Hâlâ böyle bir modern dünyayla eklemlenme anlamında sorunları da var Kürtlerin. Ama sadece o da değil, bir de birbirinden farklı ülkelerde olmak zamanla birbirinden farklı yaklaşımları benimsemeyi de getirmiş sanki, yanılıyor muyum?
Yener Orkunoğlu: Hayır, çok yerinde bir saptama, çok doğru. Şimdi benim bu üçüncü talihsizlik olarak dediğim sosyolojik kültürel yarılma... Tabii bu sosyolojik kültürel yarılma büyük ölçüde bu emperyalizmin Kürtleri dört parçaya bölmesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla Kürtlerin kendi içerisinde bir heterojen yapı oluştu ve dolayısıyla böyle birlik oluşturmalarını engellediler. Mesela aşiret ilişkileri güçlüydü Kürtler arasında bir dönem. Yani aşiretlere bağlılık ve aşiretler arasındaki rekabet genel olarak bir ulusal kimliğin ve ulusal stratejinin önünde engel teşkil eder. Diğer taraftan bu sosyolojik ve kültürel parçalanmanın önemli unsurlarından biri de dil engelidir. Yani mesela benim bildiğim 3-4 tane Kürt lehçesi oluyor. Nedir bunlar? Kurmanci, Sorani, Zazaki, başka lehçeler var mı onları tam bilmiyorum. Yani ortak bir dilin, ortak bir kültürün olamaması da siyasal bir kimliğin, ortak bir siyasal stratejinin gelişmesini engelledi. Burada yeri gelmişken bir anımı anlatayım. Yıllar önce savaşmış Kürdistanlı bir gerilla ile tanıştım. Belli bir yaşa geldiği için o artık emekli olmuştu diyelim. Şunu anlattı bana, çok ilginç; belki daha önce de bunu bir yerde anlatmış olabilirim. Şöyle diyor: "Türkiye'deki Türklerle Türkiye'deki Kürtler arasındaki kültürel yakınlık daha fazla ama Türkiye'deki Kürtlerle Suriye ve Irak'taki Kürtler arasındaki kültürel farklılık daha fazla." Çünkü uzun yıllar farklı devletler içerisinde farklı coğrafyalar içerisinde yaşadıkları için farklı şekillenmeler oldu; ideolojik, siyasal, dinsel şekillenmeler oldu. Dolayısıyla bu bölgeler arasında da yani Kürtlerin hepsini kucaklayabilecek ortak bir kültür, ortak bir dil yaratılamadı. Tabii sosyolojik kültürel yarılmanın önemli ölçülerinden biri de mezhep farklılıkları. Yani Kürtlerin çoğu Şafiidir ama Alevisi var, Sünnisi var, Yezidisi var ve bunlar da tabii kendi içlerine kapanıp kendi şeylerini korudukları için büyük bir dönem, dolayısıyla bu mezhep farklılıkları da Kürtlerin siyasi bir kimlik yani bir ulusal kimlik geliştirmesinin önünde engel teşkil etti diye düşünüyorum. Yani şöyle söyleyelim, mesela Türkiye'den biliyorum; Cumhuriyet döneminde özellikle batıya, yani Türkiye'nin batısına milliyetçi düşünceler taşınırken, aktarılırken insanlara, Doğu'ya, Kürtlerin olduğu bölgeye ise din aşılanıyordu özellikle. Çünkü ulusal bilinci, milliyetçi bilinci, Kürtlerin milliyetçi bilincini geliştireceği endişesiyle Doğu'ya daha çok İslam dininin şeyi pompalandı diye düşünüyorum. Dolayısıyla Doğu'da ve Kürtlerin o yoğun olduğu bölgelerde din, mezhep şeyleri daha güçlüydü. Fakat son dönemlerde tabii özellikle Türkiye'de şehirleşme nedeniyle, kırlardan şehirlere göç nedeniyle o şeyler bir ölçüde kırılıyor. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Sosyolojik kültürel yarılma yani aşiret bağı, dil engeli, mezhep gibi farklılıklar da Kürtlerin önünde ulusal birliğinin oluşmasında büyük engeller teşkil etti. Bir de Orta Doğu'nun şöyle bir durumu var Ruşen, o önemli. Şimdi cetvelle çizilmiş olan bir yapı var ve orada da özellikle Irak'ta ve Suriye'de otorite zayıflamış olduğu için orada iki büyük güç diyeceğim, iki kavram burada vurgulamak istiyorum: Birisi ulus-altı güçler, bunlarla etnik ve dini grupları kastediyorum, henüz uluslaşamamış etnik ve dini gruplar bunlar; bir de ulus-üstü emperyalist güçler. Şimdi Orta Doğu'da bu ulus-altı etnik ve dini gruplarla emperyalistlerin sürekli müdahalesi Suriye'de, Irak'ta ve özellikle Orta Doğu genelinde büyük bir istikrarsızlık yaratıyor. Şimdi son dönemlerde bilindiği gibi... Daha öncesinde bir şey söylemek istiyorum burada. Kürtlerin önemli talihsizliklerinden biri de şu: Kendilerinin çıkarlarıyla, yani ezilen bir halk olarak kendilerinin çıkarlarıyla ezen emperyalist bir ülke olan Amerika'nın çıkarlarının bir dönem üst üste çakışmasıydı. Şimdi bu hem Kürtler arasında bir olanak yarattı, örgütlenmek için bir olanak yarattı fakat diğer taraftan da büyük güce bağlı bir bağımlılık yarattı. Şimdi bugün bu bağımlılığın bedelini ödüyor Kürtler. Amerika Birleşik Devletleri biliyorsun bu Kürtlere olan desteği reddetti fakat bu konuda birtakım iddialar var. O iddiayı seninle paylaşmak istiyorum, o da şu: Şimdi diyorlar ki, Amerika Birleşik Devletleri SDG'den şunu istemiş; "Sizi İran'a karşı askeri güç olarak kullanalım." Böyle bir şey istemişler gerçekten. Böyle bir şey okudum bir yerde, ne derece doğru bilemiyorum. Fakat yönetici diyelim, Mazlum Abdi, Amerika'nın bu teklifini reddediyor ve teklifin reddedilmesi üzerine desteğini çektiği konusunda epey yorumlar var, epey görüşler filan var. Ve bunun da ben doğru olabileceğini düşünüyorum. Çünkü burada Orta Doğu'da dikkate alınmayan konulardan biri şudur, ben son dönemlerde jeopolitik sorunlarla da biraz yakından ilgileniyorum: Amerika; Venezuela ve İran üzerinden Çin'i kuşatmaya çalışıyor, Çin'in petrol şeylerini kuşatmaya çalışıyor. Dolayısıyla oradaki bazı güçleri, özellikle Kürtleri de İran'a karşı kullanma gibi bir isteği var ve Kürtler bunu reddettiği için Amerikalılar o desteği bıraktılar diye düşünüyorum. Şimdi Kürtler zor bir durumda, gerçekten zor durumda.

Ruşen Çakır: Peki burada şeyi sormak istiyorum istersen kapatırken: Seninle yaptığımız ilk yayında Abdullah Öcalan'ın ulus-devlet konusundaki yeni paradigmasını, sen onun çok eskiden beri olduğunu söylüyorsun da, bizim 27 Şubat'la beraber duyduğumuz paradigmasını ve demokratik entegrasyon önermesini konuşmuştuk biliyorsun. Mesela bugünün Suriye'sinde şu aşamadan sonra, yani ABD'nin desteğini eş-Şara yönetimine vermesi ve Kürtlerin yalnız kalması sonrası demokratik entegrasyon gibi bir formül Suriye'de işleyebilir mi? Entegrasyon olabilir de demokrasi pek olmaz gibi geliyor bana, ne dersin?
Yener Orkunoğlu: Çok doğru. Şimdi şu ortaya çıktı ki orada özerk bir yönetimin, bu Rojava gibi bir modelin uzun vadede yaşama şansı yok. Bir de şöyle söyleyelim, unuttuğum bir noktayı burada söyleyeyim: Amerika desteğini çektiği için Araplar da ayrıldı. Yani Amerika'nın desteğini çekmesi üzerine Araplar çıkarlarının merkezi iktidarda olduğunu filan düşündüler. Şimdi şöyle; büyük ölçüde entegre olmak gibi bir sorunla karşı karşıya bence. Çünkü orada uzun vadede Rojava'nın tek başına yaşaması, Şam yönetiminin olduğu yerde ve Türkiye'nin baskı yaptığı yerde uzun dönemde yaşaması mümkün değil. Entegre olacak. Ama işte en büyük sorun, entegre olurken kendi kültürel hakları, dil hakkı, ne bileyim varlığının tanınması mümkün olabilecek mi? Ben şu anda Kürtlerin, oradaki yöneticilerin çok zor bir konumda olduklarını düşünüyorum. Hani Orta Doğu şu an bir okyanus ve okyanus üzerinde dalgalarla savaşan yüzlerce gemiciye benzetiyorum. Yani o okyanustaki dalgalarda gemiyi batırmamak için bir yol tutturmak zorunda. Yani Kürtler şu anda çok zor bir süreç içine girmiş durumda. Dolayısıyla askeri olarak yapabilecekleri bir şey yok bana göre. Dolayısıyla esas olarak siyasal mücadelelerini çeşitlendirmeleri gerekir diye düşünüyorum. Yani şu andaki gidişatta orada entegrasyondan başka bir çözüm görünmüyor. Fakat bu entegrasyonun da demokratik olup olmayacağını süreç gösterecek. Burada Kürtlerin bu entegrasyon içerisinde gösterebileceği tabii başarıya bağlı. Yani son olarak şunu söyleyeyim: Rojava modeli aslında Orta Doğu'da tüm halkları içerebilecek iyi bir model; fakat hem emperyalist güçlerin işine gelmiyor hem Türkiye'nin işine gelmiyor. Dolayısıyla bu model şimdilik askıya alınmış durumda. Çünkü Arapların büyük bir kısmı bunu terk etti. Yani Kürtler siyasal mücadelelerini çeşitlendirerek varlıklarını devam ettirmek durumundalar diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Yener. Yine çok iyi bir yayın oldu. Eksik olma, çok sağ ol. Bitirirken tekrar izleyicilerimize söyleyelim: Yener Orkunoğlu'nu kendi YouTube kanalında da izleyebilirler, buradan bir duyuruyu da yapmış olalım. Çok teşekkürler.
Yener Orkunoğlu: Teşekkür ederim, iyi günler.

Ruşen Çakır: Evet, araştırmacı yazar Yener Orkunoğlu ile Kürtlerin üç büyük talihsizliğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
01.02.2026 "Kent uzlaşısı" zulmü
31.01.2026 Yeniden: Mazlum Abdi realitesi
30.01.2026 “Kürt sokağı” diken üstünde
29.01.2026 Hakkınızı helal ediyor musunuz?
28.01.2026 “İç cepheyi tahrip süreci”
27.01.2026 “Biraz da siyaset konuşalım!”
26.01.2026 “Kürtlerin acısı, Türklerin zaferi”
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
25.01.2026 Öcalan’ın liderliği sarsılıyor
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı